İçeriğe geç

Boğazına dizilmek deyimi nedir ?

Boğazına Dizilmek Deyimi Nedir?

Hepimizin en az bir kez duyduğu, belki de sıkça kullandığı bir deyimdir: Boğazına dizilmek. Günlük hayatta, birçok kez karşılaştığımız bu deyim, ne kadar sıradan olsa da aslında oldukça derin anlamlar taşıyor. Herkesin bildiği ve bildiğini düşündüğü bir şeyin altında yatan toplumsal yapıları, cinsiyet eşitsizliğini, gücün ve statünün nasıl işlediğini incelemek, bize çok farklı bir bakış açısı kazandırabilir. Peki, “boğazına dizilmek” deyimi gerçekten ne anlama geliyor ve farklı toplumsal gruplar bu deyimi nasıl deneyimliyor? Gelin, hep birlikte biraz daha derinlemesine inceleyelim.

Boğazına Dizilmek Deyimi: Temel Anlamı

“Boğazına dizilmek” deyimi, genellikle bir kişinin bir diğerine karşı duyduğu öfkenin, baskının, ezilmenin veya sindirilmenin bir sonucu olarak kullanılır. Bu deyim, çok fazla yükü veya sorumluluğu taşıyamayacak kadar zor bir durumda olan birinin, bu durumla baş edemeyerek, ya da baş etmesi için başka birinin etkisiyle boğazına kadar gelmesiyle ilişkilidir. Yani kişi artık bir adım daha atacak gücü ve sabrı kalmadığı, her şeyin bittiği bir noktadadır. Bu deyimi, özellikle işyerlerinde, sosyal medyada ya da sokakta bazen sıkça duyabiliyoruz.

Deyimin anlamı basit gibi gözükse de, kullanıldığı bağlam çok daha geniş ve farklı toplumsal etkiler taşıyor. İstanbul’da, örneğin, bir arkadaşımın iş yerinde iş yükü o kadar artmıştı ki, herkes ona “boğazına dizilmek” deyimini kullanıyordu. Ama bu, sadece iş yüküyle ilgili değildi; altında yatan, kişinin çalışma koşullarından, toplumsal rollerine kadar geniş bir yelpazede sosyal baskılar vardı.

Toplumsal Cinsiyet ve “Boğazına Dizilmek”: Kadınların Deneyimi

Şimdi, bu deyimi biraz daha derinlemesine irdeleyelim ve toplumsal cinsiyet perspektifinden bakalım. İstanbul’daki bir kafede çalışan bir kadın, iş yerindeki taleplere boyun eğdiğinde, çevresindeki insanlar genellikle “boğazına dizilmek” deyimiyle durumu tanımlar. Kadın, fazladan işler almak, gereksiz sorumluluklar taşımak zorunda bırakıldığında bu deyimle sıkça karşılaşabilir. Toplumsal cinsiyetin etkisi burada devreye giriyor: Kadınlar, hem iş hayatında hem de evde, genellikle daha fazla sorumluluk taşıyorlar. Bu sorumluluklar bazen kelimelere dökülmese de, toplumsal normlar kadınları “sürekli fedakâr” olmaya zorluyor.

Birçok kadın, işyerlerinde patronlarından veya iş arkadaşlarından fazladan yükler alırken, bu yüklerin erkeklerden beklenmediğini gözlemleyebiliyoruz. Kafede çalışan bir başka kadın arkadaşımın da bana sıkça söylediği bir şey vardı: “Kadın olduğun için hep gözden kaçıyorsun, ‘boğazına dizilmek’ deyimi biraz da bizim için geçerli.” Erkeklerin daha rahat hareket edebileceği iş yerleriyle kıyasladığında, kadınlar çok daha fazla sorumluluk üstleniyor ve bu durum bazen, kimse bunu fark etmeden, bir anlamda “boğazına dizilmek” durumuna yol açabiliyor.

Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden “Boğazına Dizilmek”

Boğazına dizilmek deyiminin, cinsiyetle sınırlı kalmadığını görmek de önemli. Farklı etnik kökenlere sahip bireyler, sosyal statüleri düşük olanlar, LGBTQ+ bireyler ve daha fazlası, bu deyimi farklı şekillerde deneyimleyebilir. İşte burada toplumsal adalet devreye giriyor: Kimler bu deyimi daha çok kullanıyor, kimler daha az? Bu soruya verilecek cevaplar, toplumsal eşitsizliklere ışık tutabilir.

Örneğin, bir kamu kurumunda çalışan bir beyaz yakalı, işyerinde daha fazla fırsata sahipken, aynı işyerinde çalışan bir mülteci işçi veya düşük gelirli bir birey, yükünü kaldırmakta çok daha zorlanabilir. Bu durum, onların “boğazına dizilmek” deneyimlerini daha yoğun hale getirebilir. Aynı şekilde, bir grup LGBT+ çalışanı, genellikle hem cinsel yönelimleri nedeniyle hem de toplumsal normlar gereği, iş yerlerinde daha fazla baskı altında kalıyorlar. Çeşitliliği ve eşitliği gerçekten sağlamak isteyen bir toplum, bu tür durumları görebilmeli ve her bireyi eşit şartlar altında değerlendirebilmelidir.

İşyerlerinde ve Sokakta: Boğazına Dizilmek Deyiminin Günlük Hayattaki Yansıması

İstanbul’un karmaşasında, bazen insanları gözlemlemek, bazı şeyleri daha net görmek demek. Özellikle toplu taşımalarda ya da sosyal ortamlarda, bu deyimin ne kadar geniş bir etki alanı olduğunu görebiliyoruz. Boğazına dizilmek deyimi, sadece iş yükü anlamında değil, bazen de sosyal baskı, önyargı ve eşitsizlik anlamında karşımıza çıkabiliyor.

Birçok kişi, işyerlerinde, sokakta veya toplu taşımada kendilerini bir şekilde “boğazına dizilmek” zorunda hissediyor. Çalışma hayatında, erkeklerin yönetici pozisyonlarında daha fazla bulunması, kadınların daha alt sınıflarda ve düşük gelirli işlerde sıkışması, bu deyimin toplumsal yapıları ve eşitsizliği nasıl pekiştirdiğini gösteriyor. Hangi grup daha fazla yük taşıyor, kimler daha fazla “fedakâr” olmak zorunda kalıyor, tüm bunlar aslında toplumsal yapıyı sorgulamamız gerektiğini gösteriyor.

Sonuç: Boğazına Dizilmek Deyimi ve Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği

Boğazına dizilmek deyimi, yüzeyde yalnızca iş yükü ve sorumluluklarla alakalı bir ifade gibi görünebilir. Ancak bu deyim, toplumsal yapılar, cinsiyet normları ve eşitsizliklerle ilgili derinlemesine bir sorgulama alanı yaratıyor. Kadınlar, düşük gelirli çalışanlar, etnik çeşitliliğe sahip bireyler, LGBT+ toplulukları ve diğer marjinal gruplar, bu deyimi farklı şekillerde deneyimleyebilir. Bu deyimin altında yatan eşitsizlikleri görmek, hem toplumsal cinsiyet normlarını hem de sosyal adaletin ne kadar eksik olduğunu gözler önüne seriyor.

Toplumlar ne kadar gelişirse, bu tür deyimlerin gücü o kadar azalır. Ancak ne yazık ki, İstanbul’da sokakta, işyerinde, kafelerde ve toplu taşımalarda hala bu tür eşitsizliklerin olduğu bir gerçektir. Bu deyimi sorgulamak, aslında daha eşitlikçi bir dünya kurmak için atılacak ilk adımdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort deneme bonusu veren siteler 2025
Sitemap
betexper yeni giriş